Hayat sadece kendisine mi böylesine acımasız, böylesine zalim ve böylesine zordu;
yediği her dayakta bunu sorguluyordu Muazzez. Çocukken hayalini kurduğu hayat bu muydu yani?
Babası otoriter bir adamdı, annesi ise çok sessiz çok çekingen bir kadındı.
Annesinin neden bu denli çaresiz olduğunu hiç anlamazdı Muazzez çocukken,
babasının annesine vurduğunu hiç görmemişti oysa. Yıllar sonra geçen zaman
anlamasını sağlamıştı ne yazık ki..
Kader miydi bu olanlar, anneden kıza geçen bir yazgı mıydı? Olamazdı,
olmamalıydı, ve olmuştu.. Babasının bir fiske bile vurmasını gerektirmeden
üzerlerinde kurduğu baskı öyle ağırdı ki, çocuk yaşta sevgiyi başka yerlerde
araması bundandı ve bunu her şey çok geç olduktan sonra anlamıştı..
Etrafına baktı, iki ay önce televizyonun önünden geçti diye kocasının
duvara fırlattığı zamanın izleri hala tam karşısında duruyordu. Zaten rutubetten
harap hale gelmiş duvar boyası, çarpmanın etkisiyle iyice dökülmüş omzunun da
çıkmasına neden olan bu darbenin izini duvara kazımıştı.
Hemen önünde geçen akşam sırtına vurmak için kullanılan ve artık sallanan
zigon sehpa duruyordu. Evin camı yüksekteydi, her bodrum katında olduğu gibi
yolun altında kalıyordu camları. Boğuluyormuş gibi hissetti kendini Muazzez.
Bu kadar acı için kimi suçlamalıydı, kendinden başka? Babasının baskıları
onu daha on dört yaşındayken Ömer’e itmişti. Ömer ondan dokuz yaş daha büyüktü,
babasının yufkacı dükkanında çalışıyordu. Muazzez yufka almak için haftada bir
dükkanlarına gittiği sırada tanışmıştı Ömer’le ve delikanlının delici
bakışlarından çok etkilenmişti. Oysa delici bakışlar yerine gözlerde şefkat
araması gerektiğini bilemiyordu, bildiği tek doğru babasıydı.
Yine de bunu fark edemeyecek kadar toydu; beğenilmek, istenmek onda tarif
edemediği bir heyecan duygusu uyandırmıştı, belki de biraz kibir. Gerçekten de
güzel bir kızdı, babası bu yüzden liseye devam etmesine izin vermemişti ya.
Yemyeşil gözleri vardı, bakanın içini pırıl pırıl eden bembeyaz bir yüzü parlak
bir teni vardı. Annesinin temizlik merakının kendisine de geçmesinden olsa
gerek mis gibi sabun kokardı her zaman, en güzel parfüm kokularından daha cezbedici
gelirdi sabun kokusu Muazzez’in teninde.
Erkek çocukları olan komşuları bir bahaneyle hep kapılarını çalar, bir gün
dünür oluruz düşüncesiyle bağı koparmamaya çalışırlardı. Bu durumdan annesinin
koltuklarının kabardığını iyi bilen Muazzez, yine de hiç doğrudan bir erkeğin
bakışlarını üzerinde hissetmemişti. Bu nedenle de Ömer ona çekici geliyor,
kendine engel olamadan ona aşık oluyordu.
Sonrasında her şey çok hızlı gelişmişti, Ömer ailesini göndermiş Muazzez’i babasından
istetmişti. Dükkanı olan bir aileden daha iyisini bulamayacağını düşünen babası
–biraz da kızının güzelliği arttıkça başına dert açılacağına inandığından- hiç
itiraz etmeden ve kızına hiç sormadan vermişti Muazzez’i. O zamanlar buna çok
sevinmişti Muazzez, babasının sormamasına bile takılmamıştı kafası. Sorsaydı da
cevabı değişmeyecekti nasılsa.
Nefes alamadığını hissetti, oda mı çok havasızdı emin olamadı. İstemsizce
eli boğazına gitti sonra da bakışları elindeki ipe kaydı, kocasından gizli üç
haftada biriktirdiği yirmi lira ile pazardan almıştı. Satan çocuk abla çok
sağlamdır kendini assan çeker demişti, sanki olacakları hissetmiş gibi. İki üst
kat komşusu Sevim teyze çocuğu densiz diye azarlamıştı, ama Muazzez acı acı
gülümsemekle yetinmişti.
Evet kendisinden başka kimi suçlayabilirdi ki, daha nişanlılarken kendisi
olmadan sokağa çıkmasını yasaklayan adamın babasından farklı olacağını uman
kendisinden başka kimi suçlayabilirdi? Daha da fenası, ilk tanıştıkları sırada
yolda yürürlerken yol soran delikanlıya cevap verdi diye parmaklarını kıracak
gibi sıkan adamdan nasıl sevgi umabilmişti?
Sevgi aradığını, şefkate ihtiyacı olduğunu, ruhundaki yaraları dindirecek
birini sevmesi gerektiğini bilemeden Ömer’e mahkum etmişti kendini ve bunları
bilemeden duvardaki izine bakan açık gözleri ile veda etmişti Muazzez bu hayata…
ah yaaa böyle hayatlar var de mi yaaa. babadan kurtulmak için odunlarla evlenenler :)
YanıtlaSilEvet malesef, ve bu hkayenin trajik sonu dışında geri kalan tüm detaylarına bizzat şahit olmanın burukluğu.. O kadar üzerine düşmemiz lazım ki kız çocuklarının ve onların eğitimlerinin. Ancak böyle yok olur sanıyorum bu odunların varlıkları :)
Sil