Menu

25 Aralık 2015 Cuma

Mektup 101 - Bedri Rahmi - Eren Eyüboğlu

Bedri Rahmi - Eren Eyüboğlu
 
Günaydın,
Sanırım henüz burayı kullanmayı tam öğrenemedim.
Sayfalarla mücadele ediyorum ancak tabi ki bugünümün konusu bu değil.
 
Ben bugün, mektuplardan bahsetmek istiyorum. Bir zaafım var; bir edebiyatçının, bir ressamın, sanata veya bilime kendini adamış birine ait mektuplardan oluşturulmuş kitapları gördüğümde almadan ve okumadan duramıyorum.
 
Böylece bu kişilerin gerçek hayatlarından, gerçek kişiliklerinden bir parça gördüğümü en azından daha yakından tanıma şansım olduğunu düşünüyorum. Ruhların bir parçanın izini kendi el yazıları aracılığı ile bu kağıtlara aktardıklarına inanıyorum.
 
Mektuplarla ilk "Bedri Rahmi & Eren Eyüboğlu Aşk Mektupları" sayesinde tanıştım, ilk tutkuya dönüşmesi böyle oldu. Bu kitabın güzelliği mektupların tek taraflı olmaması idi. Bir çok mektup derlemelerinde tek kişi tarafından yazılan mektuplar kronolojik olarak verilir ve hep karşıdan gelen cevap kısmı soru işareti olarak kalır.
 
Sanırım bu kitap ile tutkuya dönüşmesinin nedeni, bu eksikliğin olmaması idi. Aralarındaki aşk, aile bağları, dostluk, ihanet, maddi zorluklar, karı-koca kavgaları herşey ama aklınıza gelebilecek herşey bu satırlarda can bulmuştu. Bir güzelliği daha, kitabın belli yerlerinde aynı "Çevirmen Notu" gibi ufak notların çiftin tek oğlu olan Mehmet Hamdi Eyüboğlu tarafından düşülmüş olması idi.
 
Bir başka güzelliği ise, kitapta Bedri Rahmi'nin ve kendi gibi ressam olan eşi Eren Eyüboğlu'nun ufak çizimlerine yer verilmiş olması.
 
Karadut şiirini, duymayan pek azdır. Hikayesini de aşağı yukarı biliriz, Bedri Rahmi'nin yasak aşkına verdiği isimdir Karadut ve onun için yazılmıştır bu şiir. Peki ya bu ihanetin, bu yasak aşkın bu çiftin arasında nasıl yankılandığını, ne yaralar açtığını bilir miyiz? İşte hepsi bu mektuplarda gizli, derin bir acı, derin bir aşk.
 
Gerçekten okunması, anlanması, tanınması gereken bir çift Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu. Velakin uyarmak isterim, çünkü kitabı bitirdiğinizde Bedri Rahmi'den nefret eder hale gelebilirsiniz, keza ben gelmiş idim. Çok candan bir aşık olabilir, insanın başını döndüren şiirler yazabilir, mektuplar gönderebilir, resimler çizebilir ancak kesinlikle sadık bir eş, hayat arkadaşı değil.
 
Bugün aslında "Sabahhattin Ali" ve onun mektuplarından bahsedecektim, ancak anlatmaya da kendi yolculuğuma ilk başladığım noktadan başlamam gerektiğini farkettim. Şimdilik kafam karışık, henüz bir uslüp edinebilmiş değilim blog yazarlığı konusunda. Zamanla oturacaktır diye umuyorum.
 
İçerik konusunda da net bir çizgi çizemeyebilirim size, elbetteki ağırlıklı olarak edebiyat üzerine olacak. Sevdiğim yazarlar, okuduğum kitaplardan esinlenerek hissettiklerimi, düşündüklerimi dile getirmeye çalışacağım. Kitap tanıtımı gibi değil de kitabı tanıma, yazanı tanıma, anlama üzerine olsun istiyorum. Umarım ne demek istediğimi anlatabiliyorumdur.
 
 
Özetle, Aşk Mektupları 1937-1950 : Bedri Rahmi - Eren Eyüboğlu'na bir şans veriniz ve okuyunuz efenim :)

 
Bedri Rahmi - Eren Eyüboğlu Aşk Mektupları 1937-1950
 

Mektupların içlerine gizlenmiş çizimlerden bir örnek

Mektupların içlerine gizlenmiş çizimlerden bir örnek daha

Mektupların içlerine gizlenmiş çizimlerden bir başka örnek

Kitapla ilgili en sevdiğim özelliklerden biri, bizzat Mehmet Hamdi tarafından düşülmüş ufak notlar :)
 
 
 

İlk Adım

 
Nitelikli yazılar yazmak..
Evet yola çıkış noktam burası, ya da ulaşmak istediğim sonuç..  Burası biraz karışık.
Düzenli biri değilim asla, aşırı neşeli cicili bicili biri hiç değilim..
 
Uzun uzun okunur muyum, şuana kadar ki tüm denemelerim de olduramadım bunu.. Olmadı yani.. Demek ki pek de bir umut vaad etmiyorum..
 
Peki bunları neden en başta söylüyorum, değil mi aslında çok saçma?
 
Söylüyorum çünkü ben yazmayı çok seviyorum ve okumayı. Ama işte öyle cicili bicili okumaları değil, şöyle dolu dolu okumaları seviyorum.
 
 
Hani nasıl anlatmalı, varlığımda iz bırakan şeyler okumayı seviyorum ve bu yüzden de yazıyorum. Benim kalbimde, tenimde, ruhumda iz bırakan şeylerin sizin de ruhunuz da iz bırakacağına inanıyorum.
 
 
Nasıl örneklemeli, şöyle diyelim. Hayatında hiç Kemal Tahir okumamış birine ya da daha popüler olan Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna (ki popüler olması gerçekten iyi olmasından geliyor, içi boş popülerlik değil asla ( öyle dersem çarpılırım valla ) ) okumamış birine ısrarla okumasını söylemek, gidip kitabı alıp hediye etmek gibi benimkisi.
 
 
Yani paylaşmak istediğim bu.
 
 
Herkese hitap edemiyor olacağım bu nedenle, hatta okumayı seven insanların bile birçoğuna hitap etmiyor olacağım. Ancak elden ne gelir bu dürtüye engel olmam mümkün değil.
 
 
Bir mahlasım olmalı öyle ise, bulmalıyım bir mahlas. Yakın zamana kadar beni en çok şaşırtan şey buydu, değinmeden geçemeyeceğim. Yani mahlasları isimlerinin önüne geçmiş olan yazarlarımız şairlerimiz. Örneğin Yahya Kemal Beyatlı; bunun bir isim değil bir mahlas olduğunu öğrendiğimde ciddi bir şaşkınlık yaşamıştım. Gerçek isminin Ahmet Agah Beyatlı olduğunu öğrenmek cidden şaşırtıcı idi benim için..
 

Biraz da dağınık yazarım (evet ya ne kadar da gömdüm kendimi değil mi, ben olsam şuan ben bile okumam kendimi) konu oradan oraya gidebilir takibi zor olabilir ama direnin lütfen.. Yani tabi havaya konuşmak da güzel bir açıdan ancak, paylaşmak daha da güzel J
 
 
Öhöm öyle ise benim mahlasım, Kiraz Çiçeği olsun.
 
Merhaba'lar efenim..