Menu

değerlendirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
değerlendirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2016 Pazar

Spotlight - Hı evet bir de döndüm tabi :)

Oh be..

Üzerimdeki Oblomovluğu attım ve döndüm. Uzaklarda değildim aslında hep izlemede idim, ancak biraz kafam dağılmış neresinden başlayacağımı bulamadığım bir dönemden geçiyordum.

Neyse ki şimdi üzerimdeki tozu silkeleme vakti. Yani, sanırım :) 

Yazacak belki de çok şey birikti bu süreçte, ancak kalemi kağıdı veya yeni yüzyılımızın getirdileri itibarı ile bilgisayarı klavyeyi elime almadım diyelim. Şimdi de geriye dönüp bu birikmiş olayları yazmak yanlış geliyor, yanlış demeyelim de büyüsü kaçmış gibi hissediyorum diyelim adına.

O yüzden bugün, daha bir iki saat önce izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum; Spotlight.  (Açıkçası filmin adını Türkçe’ye nasıl çevirdiler veya çevirdiler mi buna dair birşey bilmiyorum, internette de birşeyler bulamadım. Bu nedenle yazının kalanında İngilizce ismi ile devam edeceğim). Bilenleriniz, izleyenleriniz olmuştur belki de.

Filmin yönetmeni Tom McCarty, filmin yazarlığını Josh Singer ile paylaşmış. Konusu; kilisede rahipler tarafından “cinsel istismar”a uğramış çocuklara ait davalarının sümen altı edilmiş hikayesinin olaylardan neredeyse otuz yıl sonra bir gazete tarafından ele alınması ve ortaya çıkartılmaya çalışılması.

Filmin en çarpıcı yanlarından biri ise; gerçek olaylardan uyarlanmış olması.

Film 2015 yapımı, ilgilimi daha ilk günden itibaren çekmesine rağmen malesef ki bir türlü fırsat bulup izleyememiştim. Bugüne kısmetmiş.

Tam bu noktada ufak bir parantez açmak istiyorum, ben okunacak kitapların, izlenecek filmlerin, yapılmak istenen ama sırada bekleyen tüm herşeyin aslında en uygun zamanı beklediklerine yani bu beklemenin aslında olması gerektiği gibi gerçekleştiğine inanırım. Üşengeçlik veya fırsat bulamamak gibi görünse de aslında, herşey kendi en doğru zamanını beklemekte gibi gelir bana. 

Neden böyle bir parantez açtığıma gelecek olursak; son bir haftadır “kadınların uğradığı duygusal şiddet/istismar (Terim olarak: Emotional Abuse diye adlandırılan)” üzerine okumalar yapıyorum. Türkiye’de  bu konu üzerine neredeyse hiç çalışma yapılmamış olmasından kaynaklı, sürekli ingilizce kaynaklar bulup, ilgili kitaplara Türkiye’den erişmeye çalışıyorum. Bu konuda ileride daha detaylı bir yazı yazmayı da planlıyorum, şimdinin konusu değil tabi yine de filmin konusu ile benim okumalarım bir noktada kesişiyor; “istismar - abuse”. 

İstismarın türü ne olursa olsun - cinsel, duygusal, psikolojik ve ekomomik- günün sonunda derdimizi anlatacak kimseler bulamıyoruz. Anlatmak istesek bile toplumda gücü olan kişiler tarafından her zaman örtbas ediliyor. Hatta biz, kendimiz bile görmezden gelebiliyoruz bazen ya da kafamızı o anda “şans eseri” diğer yöne çevirmiş olabiliyoruz. 

İşte film tam da bununla ilgili, yıllar boyu görmediklerimiz veya görmek istemediklerimiz veya görmememiz için üstü kişiler veya kurumlar tarafından kapatılanlar hakkında. 

Takip etmesi zor bir film, çok isim geçiyor ve konuşmalarla dolu. Yani aksiyon beklenecek bir film değil. Filmin süresi iki saat ve filmin iki Oscar’ı var ( Best Motion Picture of the Year ve Best Writing).

Film hakkında çok teknik detay veremem, bu konudaki uzman kişi ben değilim. Ancak izlemenizi muhakkak tavsiye ederim, insanı düşünmeye sevk ediyor. Bilmediğimiz ya da bilip de bilincine varamadığımız bir çok şey oluyor etrafımızda. Bu tarz filmler insana bir bakış açısı katıyor diye düşünüyorum.

Şimdilik böyle, daha fazla iç karartmadan kaçıyorum. Umarım geri dönmek için seçtiğim bu ağır konu içinizi çok sıkmamıştır :)