Menu

9 Aralık 2018 Pazar

Uçsun Turnalar

“Yüzün çarpıksa, aynayı suçlama.” 
Rus Atasözü

“Kimi zaman çok zeki olmak, aptal olmaktan beterdir” 
Müfettiş, Gogol

Çok yoruldum, durup kendi sesimi duymaya bile vaktim olmadı bu hafta. Ne büyük kayıp. 

Çalışmak” kelimesinin altını ne de kötü dolduruyoruz ya da hayatı ne de yanlış yorumluyoruz. Zamanın en kıymetli armağan olduğunu unutmaya meyilimiz o kadar kuvvetli ki, ondan geriye birşey kalmıyor.

Tatil dediğimiz kısacık bir haftada bile herşeyi yapmış olmaya çalışmaktan yine kendimizi dinlemeyi unutuyoruz. Oysa ne güzel şeydir üretmek; domates, salatalık bile üretiyor olsak. Emeğin ve alın terinle elde ettiğin ne kıymetli.

Bunlar hep Beyaz Yaka sancıları. Çalışıyor, fakat üretmiyoruz. Toplanıyor, saatlerce konuşuyor ama dinlemiyoruz. Sekiz, dokuz hatta bazen on iki saatimizi ofiste geçiriyor ama içimizdeki üretme duygusunu doyuramıyoruz. Pazartesi’den Cuma’ya gün sayıyor, hafta sonu zamanı durdurmak istiyoruz. 

Oysa ömrümüzden haftalar, aylar geçiyor farketmiyoruz ya da “Zaman ne kadar hızlı geçiyor” cümlesinin içine hapsedip görmezden geliyor, içini boşaltıyoruz.

Elbette bu işin tek bir doğrusu, yanlışı yok. Sadece ben kendime yakıştıramıyorum; tüm içgüdülerimi görmezden gelip koca hafta içinde sadece bir saati bile kendime, düşünmeye, ruhumu zenginleştirmeye ayırmadığım için.

2 Aralık 2018 Pazar

Hayatları Birleştiren Kareler

Hava soğuk, denizden keskin bir rüzgar esiyor, parmaklarımı artık hissedemiyorum. Kemiklerime kadar soğuğun varlığını hissediyorum, tüm bedenim soğuğun bu acımasızlığına teslim olmak istiyor, pır pır atan kalbim hariç. Yıllardır kendimden esirgediğim, hep ikinci, üçüncü sıraya attığım hatta çoğunca sıraya bile almadığım fotoğrafçılık hevesim kontrolü en sonunda ele almış durumda.

Şimdi eve kapanıp battaniye altına saklanmanın gerektiği bu havaya rağmen sıra bu işi öğrenmekte. Kadıköy sokaklarında geziyoruz, her birinin elinde birer fotoğraf makinesi acemi fotoğraf meraklılarından oluşan biraz şapşal biraz sempatik, kesinlikle çekingen bir avuç insan. 

Sabah yarım saatlik pozlama şu demek ve buradan ayarlanır, yok efendim enstantene bu anlama gelir ve şu tuşla belirlenir eğitiminden sonra eğitmen “Her fotoğraf bir hikayedir, insanlarla tanışmak ve çevrenizi genişletmek için bir fırsattır. O yüzden habersiz dahi fotoğraflarını çekseniz insanların yanlarına gidin ve izinlerini isteyip, çektiğiniz fotoğrafı gösterin hatta gönderin. Hoş bir anı olur” dedi.

Eğitmen bunları söylerken öylesine sempatikti ki hep birlikte güldük, üstünde fazla durmadık bu sözlerin. Hepimiz bir an önce sokaklara dökülüp deklanşöre basmak ve hayattan kareler yakalamak istiyorduk. Fotoğrafın birleştirici gücünden habersizdik hatta hiç ilgilenmiyorduk bile.

Sahilde çekecek ilginç kareler arıyorum, sağda iki eğitmenin etrafına da kümelenmişler. Vapura yetişmek için sağdan soldan sürekli insanlar geçiyor. Rüzgar esiyor, içim biraz daha titriyor. Martılar vapurların etrafında simit peşinde uçuşuyorlar. Az ileride Haydarpaşa’nın katledilmiş silueti duruyor, içimden onu çekmek gelmiyor - acı bir tesadüf eseri, yandığı sırada vapurla önünden geçtiğim o anı hatırlıyorum. İzlemesi en acı anlardan biriydi benim için. Hiç unutamayacağım bir acı. 

Sonra onu görüyorum, elindeki fotoğraf makinesiyle tam olarak neler yapabileceğini bilemediğinden mücadele eden ve belki güzel bir kare yakalarım diye çırpınan benim gibi bir acemi. Öyle de güzel duruyor ki, içimden diyorum işte tamam an bu an, aradığın kare bu kare. 

Kendi kendime diyorum ki “seninle aynı duyguları paylaşıyor, heyecanlı, çekingen, meraklı ve güzelliği yakalamanın peşinde.”


Çektikten sonra yanına gidiyorum, fotoğrafı gösteriyorum. İznini istiyorum, çalıştığım şirkette düzenlenen fotoğraf yarışmasına bu fotoğrafla katılmak istediğimi söylüyorum. Çok şaşırıyor, fotoğrafı ona da göndermemi istiyor, mailini veriyor ve sonucu onunla da paylaşmamı istiyor. Konuşmaya başlıyoruz.

Hemşire olduğunu, fotoğraf çekmeyi öğrenmek istediğini anlatıyor. Uzun uzun sohbet edemiyoruz, görevimiz çekebildiğimiz kadar çok fotoğraf çekmek. Bu nedenle görevimize odaklanıyoruz. Kısacık sohbetimizin ardından eğitmenin sözü geliyor aklıma, fotoğraf çekmenin sadece  doğru an, doğru ışıkta deklanşöre basmak ve kimsenin anlam görmediği bir anda sıradan olmayan bir detayı yakalamaktan ibaret olmadığını anlıyorum. 

Neden onca yıl -abartmadan söylüyorum ki bu tutkumu tam on yıl erteledim- bilinçdışı bir güçle bu tutkuya kulak vermediğimi de anlıyorum. Belli bir bilinç düzeyine gelmiş olmasaydım belki de fotoğrafın hayatları birleştiren gücünün bugünki gibi farkına varamazdım. 

Her zaman yürekten inanmışımdır evrende herşeyin olması gereken bir zamanı olduğuna ve o an geldiğinde bu anın tadını tam anlamıyla çıkartmak gerektiğine. Şimdi de çektiğim fotoğrafların daha çok insanın hayatına temas edebilmemi sağlayabilmesini diliyorum. Çektiğim her karenin anlatılacak bir hikayesi olmasını yürekten istiyorum.