Sanki kapıdan çıktığım saniye kafamın üzerinden kurşunlar uçuşacak, yağmur
gibi üzerimize bombalar yağacak gibi hissediyorum..
“Felaket tellallığı yapma”, “kendini hemen korkuya teslim etme”, “abartma”
diyenleri duyar gibiyim, haklısınız. Çoğu zaman kendim de şuan hissettiklerime aynen
bu cevapları veriyorum, bu kadar kolay korkuya teslim olmayacağıma ikna
ediyorum kendimi.
Yine de yer yer içimi bir sıkıntı kaplıyor, bir çeşit korku. Tam şuanda
olduğu gibi.. Ölümden korkmak gibi değil de böyle bir mücadelenin içinde
olmaktan, insanların insanlıktan çıktıklarını görmekten, kim için ne için
savaştığımızı bilemeyecek olmaktan korkuyorum.
Ortaokul yıllarımda kafama kazınmış olan tarih kafamı kurcalayıp duruyor
bugünlerde, 1789 Fransız Devrimi; milliyetçiliğin hayatımızda çok kuvvetli bir
şekilde rol oynamaya başladığı zamanlar. Oturup düşünüyorum, milliyetçi olmak
hayatımıza ne katıyor sınırlardan, savaşlardan başka? Rica ediyorum kimse
yanlış anlamasın söylediklerimi, milliyetçi olmak çok kötüdür demeye
çalışmıyorum.
Bugünün ve içinde bulunduğumuz koşulların ötesinde sorularım var benim. Daha
2 gün önce “Leyla” isimli bir kitabı bitirdim, Bosna Savaşı içinden çıkıp gelen
gerçek olayların aktarıldığı bir kitap. Sırplar, Hırvatlar, Müslümanlar birbiri
ile savaşıyor, katlediyor, tecavüz ediyor, öldürüyor, ölüyor. Neden?
Toplama kamplarında kadınlar, savaş stratejisi gereği toplu tecavüzlere
maruz bırakılıyor, kendi pislikleri içinde yaşamaya zorlanıyor (tuvalet
ihtiyaçlarını kaldıkları ahırda bir köşeye yapmak zorunda kalıyorlar), zevk
olsun diye kafalarının üzerinde şişe patlatılıyor, bir paket sigara karşılığı
askeri genelevlere satılıyorlar. Neden?
Bir yere ait olma hissi çok zayıf bir insan olarak soruyorum, neden?
İnsanlıktan çıkmak neden böylesine kolay, neden kitleler halinde bu deliliğe
tutuluyoruz insan ırkı olarak, kim ve kimler uğruna öldürdüğümüzü
öldürüldüğümüzü bilmeden neden tarihimiz bu kadar kanlı ve neden kanlı olmaya
devam ediyor?
Kafamda deli sorular, bir yere varabildiğim söylenemez. An itibarı ile
sadece geleceğin daha kanlı olmasından korkuyorum, okuduğum kitaplarda
anlatılanların bu topraklarda yeniden hayata geçmesinden korkuyorum, insanlıktan
çıkmış kişilerle tanışmaktan korkuyorum..
Son olarak Barış Manço’nun en sevdiğim şarkılarından birini armağan etmek
istiyorum, çünkü ben de onun gibi hissediyorum;
“Tek bir soru hemşerim memleket nire?
Bu dünya benim
memleket
Hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire
Dedim ya yahu bu dünya benim memleket
Tövbe, tövbe, tövbe”
Hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire
Dedim ya yahu bu dünya benim memleket
Tövbe, tövbe, tövbe”