Edebiyatta mektup türünün yeri
bir başkadır benim için. Yazar ve şairlerin, ya da ressamların, müzisyenlerin,
sanatla uğraşan ve kalbime dokunan kim varsa onların aralarındaki mektuplar
bana hep bu kişilerin iç dünyalarına açılan bir kapı gibi gelmiştir.
Günümüzde bu türün kaybolmasına
gerçekten çok üzülüyorum, kısa mesajlar, fotoğraf altına yazılan birkaç satır
veya yüz kırk karaktere sıkıştırılmış kısa cümleler sevdiğim yazarlar
tarafından bile paylaşılsa bana aynı tadı vermiyor.
Yazara ulaşmak demek, benim için
telefonumun ucunda olmasından daha çok onun iç dünyasına ulaşabilmek demek; hayatını,
neler yaşadığını, onu neyin yazmaya ya da resim yapmaya ya da aslında en
temelde üretmeye neyin ittiğini, içinde kopan fırtınaları, yazarken neler
hissettiğini kısacası gerçekte kim olduğunu öğrenebilmek demek. Bir dedektif
gibi satırlar arasında izini sürmek demek.
Bu yüzdendir ki, mektup türünde
basılmış bir kitap gördüğümde almadan duramam. Burada da keyifle okuduğum ve
benim gibi meraklılara aynı mutluluğu vereceğini düşündüğüm kendi kısa listemi –aslında
en sevdiklerimi paylaşmak istiyorum.
1. Sabahattin Ali – Canım Aliye Ruhum Filiz
Ben de senin mektubunu
alınca sevincimden yerimden sıçrayacaktım. Demek artık birleşmemiz bir gün
meselesi oldu. Beni düşündüğünü gösteren satırların kalbimin sana karşı olan
bağlarını bir kat daha kuvvetlendirdi. Benim için dünyada herşey sensin. Bunun
için benim de herşeyim senindir.”
Aliye Ali, Sabahhattin Ali’nin
biricik aşkı; Filiz Ali’de bir tanecik kızıdır. Bu kitapta, başta Aliye’ye
yazılan aşk dolu satırlar, sonra da her yazdığı mektupta kızını da asla
unutmayan baba sevgisi dolu satırlarla insanın yüreğini bir kez daha
fethediyor Sabahattin Ali. En zoru da
birbirlerinden bunca ayrı kalmış olmalarını bilmek.
Sabahhattin Ali benim okuduğum en
naif yazar olmanın yanında, bu mektuplarla gönlümde bir aile babası, bir sevgi
insanı olmasıyla da taht kurdu. Yazdıklarının bir tesadüf olmaması ne güzel.
2. Orhan Veli Kanık – Yalnız Seni Arıyorum
“Sen benim için daima
tek varolan şeysin. Dikkat et, en çok demiyorum, tek diyorum. Senden başka
hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyim olmasını da istemiyorum.”
Ah, ne büyük aşk, ne umutsuz bir
vaka Orhan Veli ile Nahit Hanım. Koca bir sevdanın belgesi bu mektuplar. Nahit
Hanım yani Nahit Gelenbevi için Ankara ve İstanbul’da öğretmenlik yapmış, sanat
dünyasının anası ve hakkında defalarca şiirler yazılmış (Sabahattin Ali, Orhan
Veli, Arif Damar, Gülten Akın) “Rönesans gibi kadın” diyebiliriz. Nasıl ve
neden bu kadar sevilmiş bilemiyorum, ama hayatı sanat dünyasının içinde geçmiş
ve bugün o hayranlıkla okuduğumuz tüm yazarlar, tüm şairler onun sofrasının
konuklarıymış.
Mektuplara dönecek olursak,
mektuplar Orhan Veli’nin içinde yaşadığı derin yoksulluğun ve yine de Nahit Hanım’a duyduğu aşkın
büyüklüğünün kanıtı niteliğinde.
28 Mart 1947 “Mektubumu
ayın 27’sinde yazdım. Fakat parasızlık yüzünden ancak bugün atabiliyorum”
2 Ekim 1947 “İki
günden beri yağan yağmura ve soğuğa rağmen üstümde beyaz bir ceket var. Pabucum
yok, gömleğim yok, kravatım yok, pardösüm yok. Bu kıyafetle Ankara’ya gelebilir
miyim?”
25 Kasım 1947 “Bir
pardösü, bir ayakkabı, bir dde yol parası tedarik edebilirsem ilk fırsatta
gelmek isterim.”
Bu satırlar Orhan Veli’nin
çektiği parasızlığın, yoksulluğunun sarsıcı örnekleri, göstergeleri olmakla
birlikte sizi yanıltmasın; kitap Nahit’e duyduğu aşkın en büyük kanıtı aşkla dolu
satırlarla bezeli. Şiirleri ve sevdası onun ekmeği, suyu.
3. Vincent Van Gogh – Theo’ya Mektuplar
“Çoğu kişinin gözünde neyim, kimim ben –bir hiç, ya da aksi
suratlı, yadırgı bir adam- toplumda doğru dürüst bir yeri olmayan, hiçbir zaman
da bir yer bulamayacak olan, kısacası alçağın alçağı biri. Pekala, diyelim ki
bunlar doğru, gene de yapıtlarımla, böylesi yadırgı bir adamın, böylesi bir
hiçin yüreğinde neler olduğunu dünyaya göstermek isterdim.
Yaşamdaki amacım bu işte; ancak, her şeye karşın, bunun
temelinde öfkeden çok sevgi, tutkudan çok sükunet yatıyor.”
Vincent Van
Gogh ve Theo’ya Mektuplar hakkında söylenecek ve söyleyebileceğim o kadar çok
şey var ki, kendimi zor tutuyorum sayfalar dolusu yazmamak için.
900’den fazla
resim üretmesine rağmen, yaşadığı süre boyunca sadece birini satabilen Van Gogh
benim için üretmeye duyduğu büyük tutkuyla ve karşılaştığı onca zorluğa,
dışlanmışlığa, yalnızlığına rağmen vazgeçmemiş, iyi bir insan olma özelliğini
hiç kaybetmemiş olmasıyla kalbimde hep özel bir yere sahip.
Bu mektuplar
da onun yaşadıklarının, çalkantılarının, bitmeyen umutlarının, ağır
depresyonlarının aslında satırlara yansıyan kalbinin yazılı ispatı.
Son Söz
Bu 3 kitap benim mektup türünde
en sevdiklerim. Her biri için söyleyecek daha bir çok sözüm var, büyüsünü
bozmamak için bu kadarla tutmaya çalışacağım şimdilik.
Bu tür için listem çok daha uzun
olmasına rağmen lafı çok uzatıp yazıyı içinden çıkılmaz bir hale getirmek
istemiyorum. Sadece son olarak aşağıya birkaç tane daha ekliyorum –içerik bilgileri
olmasa da. Dilerseniz daha sonra onları da bir başka yazı da detaylandırırım J