Menu

Orhan Veli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orhan Veli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2018 Salı

Edebiyatın En Samimi Türü - Mektuplar

Edebiyatta mektup türünün yeri bir başkadır benim için. Yazar ve şairlerin, ya da ressamların, müzisyenlerin, sanatla uğraşan ve kalbime dokunan kim varsa onların aralarındaki mektuplar bana hep bu kişilerin iç dünyalarına açılan bir kapı gibi gelmiştir.

Günümüzde bu türün kaybolmasına gerçekten çok üzülüyorum, kısa mesajlar, fotoğraf altına yazılan birkaç satır veya yüz kırk karaktere sıkıştırılmış kısa cümleler sevdiğim yazarlar tarafından bile paylaşılsa bana aynı tadı vermiyor.

Yazara ulaşmak demek, benim için telefonumun ucunda olmasından daha çok onun iç dünyasına ulaşabilmek demek; hayatını, neler yaşadığını, onu neyin yazmaya ya da resim yapmaya ya da aslında en temelde üretmeye neyin ittiğini, içinde kopan fırtınaları, yazarken neler hissettiğini kısacası gerçekte kim olduğunu öğrenebilmek demek. Bir dedektif gibi satırlar arasında izini sürmek demek.

Bu yüzdendir ki, mektup türünde basılmış bir kitap gördüğümde almadan duramam. Burada da keyifle okuduğum ve benim gibi meraklılara aynı mutluluğu vereceğini düşündüğüm kendi kısa listemi –aslında en sevdiklerimi paylaşmak istiyorum.


1. Sabahattin Ali – Canım Aliye Ruhum Filiz




“Çok Sevgili Aliye’ciğim

Ben de senin mektubunu alınca sevincimden yerimden sıçrayacaktım. Demek artık birleşmemiz bir gün meselesi oldu. Beni düşündüğünü gösteren satırların kalbimin sana karşı olan bağlarını bir kat daha kuvvetlendirdi. Benim için dünyada herşey sensin. Bunun için benim de herşeyim senindir.”


Aliye Ali, Sabahhattin Ali’nin biricik aşkı; Filiz Ali’de bir tanecik kızıdır. Bu kitapta, başta Aliye’ye yazılan aşk dolu satırlar, sonra da her yazdığı mektupta kızını da asla unutmayan baba sevgisi dolu satırlarla insanın yüreğini bir kez daha fethediyor  Sabahattin Ali. En zoru da birbirlerinden bunca ayrı kalmış olmalarını bilmek. 

Sabahhattin Ali benim okuduğum en naif yazar olmanın yanında, bu mektuplarla gönlümde bir aile babası, bir sevgi insanı olmasıyla da taht kurdu. Yazdıklarının bir tesadüf olmaması ne güzel. 

2. Orhan Veli Kanık – Yalnız Seni Arıyorum



 


“Sen benim için daima tek varolan şeysin. Dikkat et, en çok demiyorum, tek diyorum. Senden başka hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyim olmasını da istemiyorum.”




Ah, ne büyük aşk, ne umutsuz bir vaka Orhan Veli ile Nahit Hanım. Koca bir sevdanın belgesi bu mektuplar. Nahit Hanım yani Nahit Gelenbevi için Ankara ve İstanbul’da öğretmenlik yapmış, sanat dünyasının anası ve hakkında defalarca şiirler yazılmış (Sabahattin Ali, Orhan Veli, Arif Damar, Gülten Akın) “Rönesans gibi kadın” diyebiliriz. Nasıl ve neden bu kadar sevilmiş bilemiyorum, ama hayatı sanat dünyasının içinde geçmiş ve bugün o hayranlıkla okuduğumuz tüm yazarlar, tüm şairler onun sofrasının konuklarıymış.

Mektuplara dönecek olursak, mektuplar Orhan Veli’nin içinde yaşadığı derin yoksulluğun  ve yine de Nahit Hanım’a duyduğu aşkın büyüklüğünün kanıtı niteliğinde.

28 Mart 1947 “Mektubumu ayın 27’sinde yazdım. Fakat parasızlık yüzünden ancak bugün atabiliyorum”

2 Ekim 1947 “İki günden beri yağan yağmura ve soğuğa rağmen üstümde beyaz bir ceket var. Pabucum yok, gömleğim yok, kravatım yok, pardösüm yok. Bu kıyafetle Ankara’ya gelebilir miyim?”

25 Kasım 1947 “Bir pardösü, bir ayakkabı, bir dde yol parası tedarik edebilirsem ilk fırsatta gelmek isterim.”

Bu satırlar Orhan Veli’nin çektiği parasızlığın, yoksulluğunun sarsıcı örnekleri, göstergeleri olmakla birlikte sizi yanıltmasın; kitap Nahit’e duyduğu aşkın en büyük kanıtı aşkla dolu satırlarla bezeli. Şiirleri ve sevdası onun ekmeği, suyu.


3. Vincent Van Gogh – Theo’ya Mektuplar





“Çoğu kişinin gözünde neyim, kimim ben –bir hiç, ya da aksi suratlı, yadırgı bir adam- toplumda doğru dürüst bir yeri olmayan, hiçbir zaman da bir yer bulamayacak olan, kısacası alçağın alçağı biri. Pekala, diyelim ki bunlar doğru, gene de yapıtlarımla, böylesi yadırgı bir adamın, böylesi bir hiçin yüreğinde neler olduğunu dünyaya göstermek isterdim.

Yaşamdaki amacım bu işte; ancak, her şeye karşın, bunun temelinde öfkeden çok sevgi, tutkudan çok sükunet yatıyor.”

Vincent Van Gogh ve Theo’ya Mektuplar hakkında söylenecek ve söyleyebileceğim o kadar çok şey var ki, kendimi zor tutuyorum sayfalar dolusu yazmamak için.

900’den fazla resim üretmesine rağmen, yaşadığı süre boyunca sadece birini satabilen Van Gogh benim için üretmeye duyduğu büyük tutkuyla ve karşılaştığı onca zorluğa, dışlanmışlığa, yalnızlığına rağmen vazgeçmemiş, iyi bir insan olma özelliğini hiç kaybetmemiş olmasıyla kalbimde hep özel bir yere sahip.

Bu mektuplar da onun yaşadıklarının, çalkantılarının, bitmeyen umutlarının, ağır depresyonlarının aslında satırlara yansıyan kalbinin yazılı ispatı.

Son Söz


Bu 3 kitap benim mektup türünde en sevdiklerim. Her biri için söyleyecek daha bir çok sözüm var, büyüsünü bozmamak için bu kadarla tutmaya çalışacağım şimdilik. 

Bu tür için listem çok daha uzun olmasına rağmen lafı çok uzatıp yazıyı içinden çıkılmaz bir hale getirmek istemiyorum. Sadece son olarak aşağıya birkaç tane daha ekliyorum –içerik bilgileri olmasa da. Dilerseniz daha sonra onları da bir başka yazı da detaylandırırım J

  • Bedri Rahmi / Eren Eyüboğlu – Aşk Mektupları (Mektup 101 - Bedri Rahmi - Eren Eyüboğlu)
  • Cemal Süreya – On Üç Günün Mektupları
  • Sait Faik Abasıyanık – Karganı Bağışla
  • Franz Kafka – Milena’ya mektuplar