8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü..
Ben her zaman geç kalırım; doğum günlerini kutlamakta, telefon edip geçmiş olsun demekte, dışarıya çıkıp havanın tadını çıkarmakta ve hatta düşündüklerimi söylemekte.. İşte yine öyle oldu, bir koltuğun altına iki karpuz sığmazken maymun iştahlılık edip beşini hatta altısını bir araya sıkıştırmak istersen böyle oluyor işte. Her şeye geç kalıyorsun.
Kendime çok yükleniyor gibi görünebilirim, belki de.. Kim bilir.. Sadece “kadın olmayı” düşündükçe sinirleniyorum bu da kelimelerime, düşüncelerime yansıyor. Evet baya bildiğiniz sinirleniyorum; haklarımı savunmak zorunda olmaktan, kendimi anlatmak zorunda olmaktan, okuduğum haberlerde şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınların hikayelerine içimin ezilmesinden ve yine de bir şey yapamamaktan dolayı sinirleniyorum.
Siz de öyle hissetmiyor musunuz? Ben kendimi bildim bileli “başlarına gelene katlanmak zorunda olan kadınların” hikayelerini dinliyorum, dinledikçe anlam veremiyorum yaşamak zorunda olduklarımıza. Sanırım hep bu dinlediklerimden sebep bir yanım fazlaca asi, söz dinlemez, başına buyruk hatta dağınık.
8 Mart’ta haber sitelerinde, televizyonlarda, radyolarda kadına karşı şiddetin hat noktalara ulaştığı birçok haber yer aldı. Kocası tarafından terk edilmiş 15 yaşındaki Suriye’li “çocuk gelin”in kendini avcı tüfeğiyle vurduğu bir haber, kocasından boşanmak istediği için eşi tarafından defalarca bıçaklanan kadını anlatan bir başka haber, İzmir Karşıyaka’da terk ettiği eşi tarafından kurşuna dizilen bir kadın daha..
Hangi birine daha çok sinirlendiğime karar veremiyorum. 8 Mart olduğu için bu haberlerin altının daha kalın çizilmesine mi kızmalıyım, canlarından olan zavallı kadınlar için bir şey yapamıyor olmaya mı daha çok kızmalıyım?
Hele ki tecavüz mağduru kadınlarımızı düşündükçe ve onlara bu acıyı reva gören “hayvan”ların mahkemeler tarafından serbest bırakılmasını, iyi halden indirim almalarını düşündükçe aklım yerinden uğruyor.
Belki de yazmamam, söylemem gereken söylüyorumdur şuan. Öfkeyle hiçbir şeyin çözülemeyeceğini bilecek yaştayım, yine de içimdeki kadının sesini kısamam. Benim için şu hayatta kıymetli olan, beni ben yapan, bugüne getiren, düşüncelerimi ve kimliği şekillendiren kişileri düşünüyorum. Hayatımdaki üç önemli kadını.. Yaşları, eğitimleri, görgüleri, yaşadıkları birbirinden o kadar farklı iken söylediklerinin aynı olması beni hep düşündürmüştür.
“Önce oku kızım, önce sen oku ki erkeğin eline bakma. Koca dediğin bulunur, sen yeter ki onun eline bakıp boynun bükük kalma.”
Eminim birçoklarınız duymuştur bu sözleri büyüklerinden, ben de çok duydum ve onları dinlemeye karar verdim. Hiç de pişman olmadım, iyiki beni böyle büyütmüşler. İşte şimdi bu yüzden bu üç güzel kadına borcumu diğer tüm kadınların hikayelerini anlatarak ödemek istiyorum. İçimden sadece kadınların sesini duyurmak, onların yaşadıklarını, hissettiklerini yazmak geliyor.
Yine de, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününüz kutlu olsun henüz tanışmadığım dostlarım, geç kalmış olsam da hep aklımdasınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder