Menu

4 Ocak 2016 Pazartesi

Kalb-i


“Üşüyorum, çok üşüyorum. Ellerimi hissedemiyorum, içim titriyor. Şimdi sıcacık evimde battaniyenin altında olsaydım ah nolurdu..”
 
Karla kaplı kaldırımlardan yürürken içinden bunlar geçiyordu Ayşe’nin, sonra birden aklından geçenlerin ağırlığıyla olduğu yerde durmak zorunda kaldı. Battaniyenin altında kollarında olmak istediği adamın evlenmek üzere olduğu Mert olmayışı içini yakmıştı. Hayalinde o sahneyi bir başkasıyla, bir anlık hata dediği Burak’la paylaşması soluğunu kesmişti, yakınındaki duvara sırtını yasladı hareket edecek hali kalmamıştı.

“Saçmalama kızım, bu da ne demek şimdi !! Hayatında tek bir erkek var, tek güvendiğin tek inandığın var o da Mert !! Sadece Mert !! “ kendi kendine söylenmeye başlamıştı. Eli telefona gitti Mert’i aramak sesini duymak kendine gelmek istiyordu.

Sağ elindeki kendini bile ısıtmayan deri eldivenini çıkarıp telefonun şifresini açtı, ve favorilerin en başında kayıtlı Mert’in üzerine basarak aramayı başlattı. Telefon çalıyor çalıyor ancak bir türlü açılmıyordu, son çalışında telefonun karşısında Ayşe’ye yabancı gibi gelen bir ses cevap verdi;
 
- Efendim hayatım?
 
Ayşe afallamıştı, son zamanlarda gün içinde birbirlerini pek aramazlardı mutlaka bir sebep olması gerekirdi telefonda konuşmak için. Sadece “Günaydın” ve “İyi geceler” demek için arar olmuşlardı birbirlerini.

- Şey, napıyorsun diyecektim canım. Biraz üşüdüm de aklıma sen geldin (Kafasındaki ses “Yalannn” diye bağırıyordu).

- Çalışıyorum aşkım biliyorsun bugün Pazartesi, çok yoğun. Sonra konuşsak?

- (“Ama ben üşümüştüm, sesin ısıtacaktı beni. Hayalime başkasını değil olması gerektiği gibi seni koyacaktım..” demek isterken) Tabi olur hayatım, kolay gelsin sana diyebildi sadece.
 
Derin bir nefes aldı, “Aramamam gerekiyordu zaten çocuğun Pazartesi günleri çok yoğun olduğunu biliyorum şansımı zorluyorum bende” diye geçirdi içinden ve üstünde birikmiş karları silkeleyip yola koyuldu.
 
Bir bankta oturmuş, erguvan rengine bürünmüş İstanbul’u izliyordu şimdi. Aradan aylar geçmişti, bahar gelmiş havaya yeni yeni uyanan doğanın taze kokularıyla kuşların böceklerin cıvıl cıvıl sesleri doluşmuştu. Ayşe kucağındaki kedinin başını okşarken derin derin nefes alıyor, ciğerlerini mutlulukla dolduruyordu.
 
Ogünü anımsadı, sonra gülümsedi. Tüm kötü zamanlar onun için geride kalmıştı artık. Şuan tek ilgilendiği kucağındaki kedi ve yüzüne vuran güneşin yakmayan sıcaklığıydı. Gözlerini kapatmış kafasını geriye doğru vermişti ki yanağında aşkla dolu sıcacık bir buse hissetti.
 
Gözlerini açmadan kocaman gülümsedi, sonra da bankta yanına kurulan Burak’ın kollarına kendini bıraktı. Kalbi olanları zihninden önce çözmüş, Mert’in kendisini uzun zamandır aldattığını ve artık istemediğini hissetmişti. Ve yine kalbi çok uzun zamandır sevilmeyen ve sevmeyi unutan bir kadın olduğunu anlamış, kendini çoktan Burak’a açmıştı. Ayşe’nin bunu fark etmesi biraz geç olmuştu sadece..

Şimdi sadece sıcak bir bahar günü Ayşe, Burak, sarmal bir kedi ve İstanbul boğazı vardı sahnede ve bir de huzur..

2 yorum:

  1. hımmmm karışık durum yaaa, üç erkek geçti öyküden, ama tatlıya bağlandı herhaldesi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oyy 3 tane gibi mi anlaşılıyor, yok yok Mert ve Burak var sadece :)

      Sil