Derin nefes, depderin nefes hadi bir daha bir kere daha.. Alışsın gözlerim
karanlığa, uyandım değil mi uyanmış olmalıyım.. Noldu, nasıl oldu? Neden hala
rüyalarıma giriyor bu çocuk, bıraksa ya artık yakamı..
Çığlık çığlığa uyandığından beri kendi kendi konuşup duruyordu Ayla, soluğu
ciğerlerine yetmiyor göğsü defalarca şişip şişip iniyordu. Yatağın içine
oturmuş karanlıkta bir şeyler görmeye çalışıyor, yüzünü avuçlarının içine
alıyor sonra saçlarının üzerinden sıkıca geçiştiriyordu. Bir türlü kendine gelemiyordu,
yataktan kalkmak istedikçe bacakları daha da ağırlaşıyor odanın içindeki hava
daha da soğuyor yataktan çıkmaktan vazgeçiriyordu Ayla’yı.
Uyandığından iyice emin olduktan sonra, rüyasını hatırlamaya çalıştı.
Nolmuştu?
“ –Sana açıklamam gerekenler var Ayla..
-Hayır dinlemek istemiyorum, seninle ilgili
hiçbir şey duymak istemiyorum artık.
Bunları söylerken yüreğinin hafiflediğini,
kafesinin kapısı açılan bir kuşun duyduğu tatlı heyecana benzer kıpırtıların
tüm vücudunda dolaştığını hissediyor. Bulunduğu yeri seçemiyor, ama Kerim’in
bir şeylerden kaçtığını sezinleyebiliyor. Kerim için bunun son an olduğunu, onu
kurtaracak başka hiçbir şeyin kalmadığını anlıyor ve en tuhafı da ilk defa
yüzünde derin bir pişmanlık görüyor.
Karşında telaş içinde bir arkasına bir
kendisine bakan adam ona hem en yakın hem en yabancı erkek ve daha önce onda
hiç görmediği bir ifade ile kendisine bakıyor. Yüzünde acı, pişmanlık, umut en
çok da korku var. Neyden korkuyor acaba?
-Beni anlamalısın, seni üzmeyi asla
istememiştim.
-Aldatırken mi? Tamam diyorum daha ne
istiyorsun benden, seni kendi ayağına saldım.
Gerçekten de içinde hiçbir acı kalmamış
olmasına, onu artık bir yabancıdan farksız görmediğine şaşırıyordu Ayla. Öyle
ya, aylarca ağlamıştı arkasından. Olanları hiç unutamamıştı, tek güvendiğim
erkek dediği adam onu çok sağlam boynuzlamıştı. Demek ki güvenmek o kadar da
kolay olmamalıymış.
-Olanlar benim kontrolüm dışında oldu, bak
dinlemen gerek bu son. (Yüzündeki acı tarif edilemez bir noktaya ulaşmıştı bunu
söylediğinde..)
Yüreğini bir gurur kapladı Ayla’nın, demek ki
hala kendisini seviyordu. Demek ki onu unutamamıştı, geri dönmek isteyecekti.
Yüzünün yumuşadığını, bedeninin ona doğru çekildiğini hissetti ama sanki
yürümüyor daha çok uçuyordu. Dahası vücudu onun dışında hareket ediyordu.
Tam yaklaşmıştı ki; kalbinde derin bir sızı
hissetti, sanki zehirli bir hançer tam kalbine saplanmış alev alev yakıyordu
tüm ruhunu ve bedenini.. Bakışlarından anlamıştı çünkü, ağzını açmadan Kerim’in
ne söyleyeceğini bilmişti.
-Aşık oldum, istememiştim böyle olsun..
Durduramadım olanları, senden de kopamadım.. Söyleyemedim de, alçağın biriyim
belki ama aşık oldum bunu en iyi sen anlarsın..
Dili mi tutulmuştu, hani unutmuştu onu? Hani
kuş gibi özgür kalmıştı, ama işte bak kafesi tam da aynı yerinde duruyordu.
Kafesinin kapısını açsalar da, uçup kaçsa da, geri dönüyordu işte hep aynı
kafese.
-İyi de ne diye geldin tekrar, ne istiyorsun
benden? Defol git işte, tamam anladık seviyorsun sevdin tamam git git diye bağırıyordu
Ayla..
-Dur dinle, onun için geldim işte. Bak
bilmiyorum tamam mı, her şeyin bittiğini sandığım anda karşımda seni gördüm. O
zaman anladım ki sana her şeyi anlatıp af dilemeliyim yoksa bana hiç huzur
olmayacak..
Arkasını dönmüştü Ayla, ne görmek ne de
duymak istiyordu. Kulaklarını kapamak istedi, engelledi Kerim’in elleri.
Sarılmıştı sıcacık, yine eskisi gibi. “Allah kahretsin” diye haykırıyordu
içinden ama sesi çıkmıyordu. “Bırak beni” diyemiyordu, bırakılmak istemiyordu
ki..
-Kapatamadık, sonlandıramadık. Son
görüşmemizde sana bir neden bile söylemeden bitti artık dedim biliyorsun. Sen
de bıkmıştın ki artık ilgisizliğimden neden bile demedin. Ne aradık ne sorduk
ne gördük sonrasında birbirimizi, ama bitmedi demi bak bitmemiş işte.. Sevdiğim
kadına vedaya gidemedim, senden af dilemeye gönderildim.
“O ne demek” diye sormak istedi yine sesi
çıkmadı, kendisini saran kolların hafif hafif gevşediğini hissediyordu ama
engel olamıyordu. İçi de onla beraber çekilip giderken, arkasına dönüp
bakamıyordu..
-Kalmadı zaman, affetmiş ol nolur sevgimi
bağışlamış ol nolur. Huzur bulamam yoksa”
Sonrası çığlıklar ve gözyaşları içinde uyandığı yatak odası ve karanlıktı.
Ne saçma bir rüyaydı bu, aylardır ne düşünüyor ne de rüyalarında görüyordu
oysaki. Evlenmişti Kerim, ondan beri her şey kapanmıştı Ayla için de.. Peki ya
bu neydi şimdi?
Üzerinde çok düşünmemeye anlam yüklememeye karar verip geri yattı, tam
olarak uykuya dalamasa da gördüklerinin birçoğunu unutarak kalbinde kalan mini
bir sızı ile uyumaya devam etti.
İki gün sonra Beşiktaş’ta her zaman kahve içmek için uğradığı cafede, eski bir arkadaşıyla karşılaştı. Göz göze
gelmemeye, konuşmak zorunda kalmamaya gayret sarfetmişti ama Leyla onu
görmüştü. Oturduğu yerden “Aylaaaa, Aylaaaaa” diye bağırıyor, adeta tüm kafeyi
inletiyordu. Mecburen yanına gitmek zorunda kaldı.
Masadan nasıl kalktığını, bakan ama görmeyen gözlerle düşüp kalkmadan bir
yerini kırmadan bir arabanın altında kalmadan eve nasıl geldiğini pek
hatırlamıyordu. Aldığı haber içini yakmış, olanlara anlam verememiş, düşünme
yeteneğini kaybetmişti.
Kerim yoktu artık, iki gün önce yola döşenmiş bir mayınla patlatılan asker
taşıyan aracın içinde can vermişti diğer 5 kişiyle beraber. Nasıl olurdu,
nasıl? Son dönemde neler yaptığını bilmiyordu, evlendikten sonra askere
gittiğini duymamıştı, ilgilenmemişti de..
Meğer askerdeymiş, zaten hep derdi beni doğu’ya gönderirler diye öyle de
olmuş. Olanları bir türlü sindiremiyordu Ayla, acaba gerçekten yani olabilir
miydi yani gerçekten ama gerçekten o gece rüyasına gelip ona veda mı etmişti?
Mümkün müydü bu?
Her ne olduysa olmuş, belki de bu dünyadaki son gördüğü kişi Ayla olmuştu.
“Sevdiğim kadın” dediği yerine zamanında “acılar içinde bıraktığı kadın”ı
görmek zorunda kalmıştı ki bu da bir çeşit ilahi adaletti belki de.. Kimbilir..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder