Menu

10 Nisan 2016 Pazar

Yan Komşu (2)

Her şey bir anda olmuştu, Yusuf hemen bir ambulans çağırmış o sırada annesi de pazardan dönmüştü. Bu zavallı kadının halini gördüğünde, annesinin gözlerindeki üzüntüyü tarif etmek imkânsızdı; üzüntü, acıma, korku, sevgi tüm duygular sanki tek seferde bir araya gelmiş, koltukta kendinden geçmiş halde yatan bu zavallı kadın için Yusuf’un annesinin gözlerinde buluşmuşlardı. 
Ambulans geldikten sonra annesi bu kadınla beraber ambulansa binmiş, o da arkalarından ufaklıkla beraber hastaneye gitmişti. Ufaklık kendinden geçmiş bir haldeydi, annesi tanımadığı adamlar tarafından bir sedyeye konulmuş, bir arabaya bindirilmiş ve acı sesler eşliğinde uzaklara götürülmüştü. Yusuf bunları gözlerinde görebiliyordu, şimdiden kendi kardeşi gibi benimsemişti bu çocuğu. Yaşadığı onca acıya rağmen ne kadar temiz kalmıştı bu ufaklık, masum gözlerinde içinde yaşadığı tüm duyguları görebilmek mümkündü.
Hastanede doktorlar ağır bir şekilde darp aldığını, iç kanama ihtimali olduğunu, ayrıca bünyesinin de çok zayıf olduğunu; bu nedenlerden gözetim altında tutulacağını söylediler. Hastanede kalması için kayıt yaptırmaları gerekiyordu, ama ne annesi ne de Yusuf bu kadın hakkında hiçbir şey bilmiyordu, adını bile.. 
Ayşe’ydi kızın adı, Ayşe Öz. Uzunca uğraşmışlardı adını bulmak için. Ufaklık öylesine korkmuştu ki hemşirelerin bütün merhametli ilgilerine rağmen onlarla konuşmamış, kendisine verilen tüm rüşvetleri reddetmişti -kocaman bir elma şekerini bile. Gözlerinde her an şelale gibi boşalmayı bekleyen kocaman iki damlası vardı ve sabırla ağlamıyordu bu çocuk. En sonunda hemşirelerin ısrarlarından ona sığınmış, ondan yine sessizce yardım istemişti.
Yusuf ufaklığın yanına gitmiş, hemşirelerden nazikçe izin isteyerek onu hava alması bahanesiyle dışarıya çıkarmıştı. Dışarı çıkarlarken elini ufaklığa uzatmış o da sıkıca kavramıştı, sanki onu da kaybetmekten korkuyordu. Dışarı çıktıklarında Yusuf’un dizlerine sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamış kendine geldiğinde kekeleyerek “An-nem, adı Ayşe” diyebilmişti. 
“Ayşe” diye düşünmüştü Yusuf, ne güzel bir isim, ne yumuşak ne hoş.. Soyadını da öğrenmeli diye düşündü sonra ve yere tek dizinin üzerine çökerek ufaklıkla aynı hizaya geldi. Bu çocuğun gözlerinde bir şey vardı..
-Soyadınızı da biliyor musun? Dedi, sonuna ufaklık da ekleyecekti vazgeçti birden..
-Öz dedi ufaklık, annemin soyadı Öz.
Yusuf ufaklığa sıkıca bir sarılıp onu telkin ettikten sonra elinden tutup içeri girmiş, ufaklığı kendi annesinin yanına bırakıp kayıt işlerini takip etmeye gitmişti. Oldukça zorlu bir süreç olmuştu, kimlik olmadan kimlik numarası olmadan sadece isim soyisimden kayıt yaptırmak. En sonunda kayıt işlerindeki adama kalayı basmış; bir doktorun yardımıyla kayıt işini bitirebilmişti. Şimdi hastanenin bekleme köşesinde yanında ufaklıkla beraber oturmuş bekliyordu. 
Ufaklığa hemşireler elma şekerini vermiş, onun gözlerindeki endişeyi biraz azaltmayı başarmışlardı. Hemşire elma şekerini verirken adını sormuş “Yiğit” cevabını almıştı. Sahi bu onun aklına neden hiç gelmemişti, kapının zilini çaldığından beri kaç saat geçmişti ve her anında beraberlerdi yine de bu ufaklığa adını sormamıştı. Ona göre bu çocuğun adı Ufaklık’tı, onu böyle kabul etmişti. İsim sormaya bu yüzden ihtiyaç duymamıştı.
Yiğit yanında oturuyor, ara ara da ona bakıyordu. Yusuf’un annesi de çocuğun öbür yanında oturmuş bir ona bir Yiğit’e bakıyordu, endişe dolu gözlerle. Kimdi bu aile, Ayşe’ye ne olmuştu kim bu hale getirmişti bu kızı, dahası kimi kimsesi yok muydu bu yavrucakların saatlerdir bir arayan soran olmamıştı. Annesi bunları düşünürken doktor geldi yanlarına, Ayşe’nin uyandığını haber verdi.
Yusuf’un o anı tarif etmesi mümkün değildi, sanki kendi annesi kurtulmuştu da, gözlerini açmış ona da umut bahşetmişti. Ya Yiğit’in gözlerindeki şaşkın sevinç, aman Yarabbi bu çocuk her duyguyu ne de güzel yaşıyordu böyle. Bir taraftan Yusuf’a sarılıyor bir taraftan dolu dolu yaşlar akıyordu gözlerinden, hemen sonra ayağa fırladı Yiğit. Yine tuttu Yusuf’un pantolonundan annesini görmek istiyordu belliydi.
Doktor görmelerine izin verdi, Yusuf, annesi ve Yiğit birlikte annesinin yattığı odaya girdiler ya da hasta koğuşuna demeli. Koğuşta üç yatak daha vardı, Yusuf öyle olduğunu varsaydı. Her bir yatak yeşil perdelerle çevrilmiş yataklarında yatan hastalar için mahremiyet oluşturulmuştu. Ayşe girişin hemen sağındaki yatağa yatırılmış bitkin bir halde onlara bakıyordu. Ağzının kenarındaki kan silinmiş koluna serum takılmış ve ziyaretçileri ona görebilsin diye perdesinin yarısı açılmıştı.

Yusuf’un evde bulduğu haline göre çok daha iyiydi, onlar içeri girince biraz doğrulmaya çalıştı ama gücü yetmedi. Yiğit Yusuf’un elinden çoktan kurtulmuş annesinin başucuna koşmuştu bile. 

--Son bölüm yakında :) --

2 yorum: