“Şimdi ben sana nasıl
anlatayım ki aşkımı; içimi eriten, kalbimi sıcacık saran bu duyguları nasıl
dile getireyim ve gözlerinin içine bakarak bunları sana nasıl söyleyeyim?
Düşünüyorum bu ateş kalbime nasıl düştü, ben farketmeden ruhumu nasıl sardı?
Sorularım var cevaplarını bulamadığım, sorularım var cevapları çok da önemli
olmayan. Tek bir gerçek var içimde, o da sana olan sevgim ve sana ait olan
ruhum. Başka bir kelam, başka bir söz yok geriye kalan..”
Zihnindeki bu düşünceler eşliğinde
yürüyordu, yağmur damlaları üzerine düşüyor, ıslanıyordu. Gözlerinden akan
yaşlar; damlalara karışıyor ve çoğalıyordu onlarla birlikte. Sevdiği adam yoktu
artık, gitmişti. Şimdi yerinde sonsuz bir boşluk, geçmesi mümkün olmayan bir
acı ve sabahsız geceler vardı. Aşkta geriye bunlardan başka ne kalıyordu ki?
Ayakları çıplaktı, üzerindeki
hırka yağmurdan sırılsıklam olmuştu ve artık damlalar elbisesini de
ıslatıyordu. Acıyordu, ağlıyordu, büyüyordu istemeden. Olgunluk kelimesi
zihnine geldi birdenbire.. “Anlamsız
ve ne kadar boş; büyümek, büyük olmak, olgun olmak bu acılarla hayata devam
etmekse ne anlamı vardı ki olgunluğun veya ne önemi? Gözleri olmayacaktı,
güldüğünde sol yanağında beliren hafif gamzesi olmayacaktı, kızdığında çatılan
kaşları olmayacaktı, uyandığında onu öpen dudakları olmayacaktı. Böylesi bir
olgunluk neden istenir ki?”
Yağmur şiddetleniyordu, gök
gürültüsü ve şimşek dans ederek ona eşlik ediyordu. Mutluluk dansı değildi bu,
sadece acısına eşlik ediyorlardı. Ufukta bir yerlere yıldırım düştü, gözünü
kırpmadı bile. Yıldırımın şuan tam onun üzerine düşmesi bile korkutamazdı onu.
Zaten asıl ve en vurucu yıldırım onun kalbine düşmüştü çoktan. Yakıp geçmişti,
geriye bir yığın kalmıştı. Hıçkırıkları artıyordu, sesi yükseliyordu ve bağırmak
ihtiyacı içinde yalpalıyordu artık. Yığılıverdi birden bire olduğu yere,
sarsılarak ağlıyordu artık.“Neden,
neden böyle oldu?”
Yorgun adımlarla ilerlemeye
başladı, adım atmak istemese de beyni değil vücudu hakimdi artık hareketlerine.
Yürüyüşü bir refleksten ibaretti ama yine de ilerliyordu. Yağmur azalsa da
dinmiyordu, ıslanıyor muydu acaba? “Hislerimi
kaybettim dedikleri bu olsa gerek. İlerde parlayan ışık bile içimi acıtıyor.
Gözlerimi yakıyor. Bu yolu bitirmek, sonuna varmak imkansız benim için.”
Seyrek seyrek düşüyordu artık
damlalar, hareketlerine biraz daha canlılık gelmişti. Gözlerindeki bulanıklık
azalmaya başlamış, çevresini görmeye başlamıştı. İlk bahar aylarından fırlamış
gibiydi tüm manzara. Yeni yeni yeşermeye başlayan ağaçlar, yağmur sonrası taze
toprak kokusu, kış uykusundan uyanıp hayata dönen böceklerin sesleri. Etrafı
yeşillikler ve hatta moruyla, sarısıyla göz kırpan çiçeklerle doluydu. “Yürüdüğüm bunca zaman boyunca, tüm
yol böyle miydi? Ben hep bu yoldamıydım yoksa artık başka bir yerde miyim?
Bahar kokularını yeniden alabiliyorum, kuşların ürkek seslerini yeniden
duyabiliyorum. Başka bir zaman dilimi mi bu, yoksa bana bahşedilen yeni bir
yaşam mı? Kalbim sızlıyor hala, acılarım duruyor kalbimde kendilerine
edindikleri yerlerinde. Yine de, gözlerini hatırlamak acı değil, gözyaşı değil
tebessüm veriyor artık bana. Yolun sonu hala uzaklarda, ama sanki o sondaki
ışık artık umut dolu, daha bir sıcak.. Beni kendisine tüm samimiyetiyle çekiyor
şimdi..Geliyorum, yürüyorum, koşuyorum..”

Betimlemeler çok güzel. Ama yarım kalkmış sanki devamını bekliyorum
YanıtlaSil