Menu

28 Haziran 2016 Salı

Suya yazı yazmak

Yani kaybolup gitmeyi en başından kabul etmek gerek..
Demek günlerce, gecelerce, saatler boyu, bıkmadan usanmadan, emek emek ördüğün satırların kimseye ulaşmayacak olma ihtimalini, hatta bu olasılığın çok da yüksek olduğunu kabul ederek devam etmek gerek..
Günün birinde geri dönüp baktığında, aslında hiç var olamadığını fark edeceğini bilerek pes etmemek gerek öyleyse..
Ne için yazdığı önemli yazarın ve nasıl ve ne denli sabırlı olduğu ya da bu durumda ne derece duyarsız olduğu?
Evet bana kalırsa duyarsız olmayı öğrenmesi gerek ben yazmak istiyorum diyen kişinin. Elbette topluma, gördüklerine, yazmak istediklerine, anlatmak istediklerine karşı değil. Kendi çocuğu gibi gördüğü ürettiklerine gelen tepkilere – tepkisizliklere karşı duyarsız olmayı öğrenmeli. Yoksa delirir kişi zannımca..
Notos Öykü’nün dördüncü sayısında “Yazar Olabilir miyim” sorusu bir dosya olarak ele alınmış. Bazı genç yazarlara da yer verilmiş bu dosyada.
Hep “Ya sonra?” diyen yanım nedeniyle merak sardı, isimlerine aşina olmadığımız bu “genç yazarlar” şimdi neredeler acaba sorusuna yenik düştüm. Kendimi sorguladım önce, isimlerine bilmediğime göre ya yeteri kadar takip edemiyorum–ki o zaman kendime edebiyat düşkünü demekte çok yersiz bir hak iddia ediyorum- demektir ya da zaman yine acımasız davranmış bu güzel insanlara da..
Maalesef ki ikinci tahmin güçlü bir adaymış, birkaç tanesine baktığımda devam eden birkaç çalışmadan sonra yazın dünyasını bıraktıklarını gördüm. Üzücü..
“Yazarlık elbette çilekeş bir uğraştır..” diye belirtmiş Semih Gümüş aynı dosyada. Tüm yazdıklarına katılmasam da bu söylediğine yürekten katıldım. Şöyle ki, eserlerini okumayı sevdiklerim arasında çile çekmemiş olan yazar yok gibi bir şey. Sadece “yazarlık” için de geçerli değil bence söylediği, “sanatın herhangi bir dalı ile uğraşmak çilekeş bir yola adım atmaktır” bana göre..
Bu nedenle altını çizdiklerim oldu Semih Gümüş’ün satırlarından, siz ne düşünüyorsunuz merak ediyorum. Paylaşmak istiyorum bu nedenle.
“Genç insan toplumsal ya da siyasal sorumluluk duygusuyla yazarlığa heves etmişse, baştan söylenmelidir ki sonu gelmez.”
“Edebiyat dünya görüşlerinin taşıyıcısı olmaya indirgendiğinde görev duygusunu tetikleyip edebiyat olmaktan da çıkmaya başlar.”
“Demek ki genç yazar şu soruyla yüz yüze gelir: İnsanı, başkalarının daha önce görmediği biçimde görebiliyor ve başkalarının yazmadığı biçimde yazabiliyor muyum?”
“Hayata uzak, insan ilişkilerinde başarısızsam, kendi hayatımı ve iç dünyamı anlattığım başlangıç metinlerinden sonra ne yazacağım?”
“…, sonunda bütün yazdıklarınızın karşılıksız kalabileceğini göze almadan o sokaklara girilmesini önermem.”
“Nasıl olsa yayımlanacak bir yer bulurum, düşüncesi de öldürür genç yazarı. Ya yayınlanmazsa, diye düşünen kazanır orada.”
“Edebiyat dergileri ilk sınav yerleri,..”
“Yazarlık elbette çilekeş bir uğraştır ve yaratıcı yazı, adı üstünde yaratıcılığı, hem de en üst düzeye çıkarmayı amaçlayanlarla alış veriş içinde olabileceğimiz bir dünyaya girmektir. Asıl çetin yol, o dünyanın kapısını araladıktan sonra çıkacaktır karşımıza.”
Tüm bunlar içinde beni en çok zorlayan “toplumsal ya da siyasal duygusuyla yazarlığa heves etmişse” demesi oldu. Nitekim ben kişinin anlatması gereken, satırları arasına saklaması gereken bir mesajı olması gerektiğini savunanlardan ve inananlardanım. Ancak illaki benim anlayamadığım, ya da eksik anladığım bambaşka bir pencereden değerlendiriyor olabilir “edebiyat”ı Semih Gümüş. Bilemedim. Hala düşünmedeyim.
Yalnız sizin görüşlerinizi merak ediyorum, yazmak böyle bir şey midir sizin için de? Bir kağıda en değerli en güzel cümlelerinizi döküp sonra suya bırakmak mıdır?
Alıntılar: Notos Öykü 04 – Yazar Olabilir miyim?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder